Alkolle Olan Karmaşık İlişkimiz: Antik Uygarlıklardan İlhamla Modern Bir Yeniden Başlangıç Mümkün mü?
Her yıl Ekim ayında sosyal medya, “Sober October” yani “Ayık Ekim” mesajlarıyla dolup taşar. Bu kampanya, bireyleri bir ay boyunca alkol tüketiminden uzak durmaya teşvik eder. Ancak bu geçici ara, alkol ile uzun vadeli ilişkimizi gözden geçirmek için bir fırsata dönüşebilir mi? Modern bilim ve tarihsel uygulamalar bir araya geldiğinde, bize farklı bir yol haritası sunabilir.
Geçmişten Günümüze Alkolün Algısı Nasıl Değişti?
1990’lı ve 2000’li yıllarda, günde bir kadeh kırmızı şarap içmenin sağlığa faydalı olduğu fikri oldukça popülerdi. Oxford Üniversitesi’nden psikiyatrik araştırmacı Anya Topiwala, “Herkes bu hikâyeyi sevdi,” diyor. Ancak bilimsel veriler bu görüşten yavaş yavaş uzaklaştı. Günümüzde haftada birkaç kez içki içmenin bile kanser başta olmak üzere pek çok sağlık sorunuyla ilişkisi olduğu açıklandı. Dünya Sağlık Örgütü dahil olmak üzere birçok kurum artık hiçbir miktarda alkolün güvenli olmadığını savunuyor.
ABD’de geçerli olan tavsiyeler şu anda erkekler için günde en fazla iki, kadınlar için bir içkiyle sınırlı. Ancak bu yönergeler önümüzdeki sonbaharda güncellenecek. Peki, halk sağlığı uzmanları mevcut durumdan sapıp farklı bir yol çizme cesaretini gösterebilecek mi?
Bilim Ne Diyor? Az Miktarda Alkol Bile Risk Yaratabilir
Topiwala’nın Eylül ayında BMJ Evidence-Based Medicine’de yayımlanan araştırmasına göre, az miktarda alkol tüketimi bile demans riskini artırabiliyor. Buna rağmen Topiwala kimseye “alkolü tamamen bırakın” demiyor; onun amacı, insanların bilinçli kararlar alması için gerçekleri öğrenmesini sağlamak. “İnsanlara içki içmemelerini söylemiyorum,” diyor. “Ama bilinçli bir seçim yapabilmek için eldeki kanıtları bilmek gerekiyor.”
Antik Toplumlarda Alkolün Yeri Ne Düzeydeydi?
İnsanlık tarihi boyunca alkol, ateş veya tarım kadar hayati olmasa da sosyal bağları güçlendiren bir unsur olarak öne çıktı. Antropolojik ve tarihsel kaynaklar, alkolün iş birliğini teşvik ettiğini, yaratıcılığı desteklediğini ve hatta medeniyetin oluşumuna katkı sağladığını belirtiyor. Ancak antik dönemlerin içki kültürü ile günümüz alışkanlıkları arasında büyük farklar var.
British Columbia Üniversitesi’nden filozof ve psikolog Edward Slingerland, antik insanların alkolü daha kontrollü ve sembolik şekilde tükettiklerini söylüyor. Modern dünyada ise alkolün hem biçimi değişti hem de kullanımı sosyal bağlamından koparak daha bireysel hale geldi.
“Sarhoşluk Teorisi” ve Yaratıcılıkla Olan İlişkisi
Slingerland, 2021 yılında yayımladığı “Drunk: How We Sipped, Danced and Stumbled Our Way to Civilization” adlı kitabında, alkolün insan beyni üzerindeki etkisinin rastlantısal bir evrimsel hata olmadığını savunuyor. Ona göre, alkol tüketimi, bazen duygu durumunu düzenleyen prefrontal korteksi baskılayarak insanların şiir yazmasına, sanat üretmesine ve yeni fikirler geliştirmesine olanak tanıyor.
Ayrıca, sosyal güven ve iş birliği açısından da alkolün rolüne dikkat çekiyor. “Benimle birkaç içki içtiğinizde, aslında bilişsel olarak kendimi silahsızlandırıyorum ve size güven veriyorum,” diyor Slingerland. Bu yaklaşım, geçmişte bilinmeyenlerle yapılan anlaşmaları, günümüzde ise iş yemeklerini anlamlandırmaya yardımcı olabilir.
Antik Uygarlıklarda Törensel İçki Tüketimi
Geçmişte içki tüketimi sosyal ve dini normlarla sıkı sıkıya denetleniyordu. Antik Sümer toplumunda bira, hem tanrılara sunu hem de işçilere ödeme aracıydı. Yunan uygarlığında ise meşhur simpozyumlar —yani edebi ve sanatsal ziyafetler— yaratıcı serbestliğe alan tanırken, alkol su ile seyreltilerek ölçülü tüketim sağlanıyordu. Bu tür etkinlikleri yöneten kişi olan “simposiarh,” partinin dozunu ayarlayan bir tür sosyal denge unsuru görevindeydi.
Alkolün Modern Yüzü: Güçlü İçkiler ve Yalnız Tüketim
Geçmişte doğal olarak mayalanmış içkiler %2 ila %6 arası alkol içerirken, günümüzde biralar ve şaraplar, daha dayanıklı maya türleri sayesinde bu oranların iki-üç katına çıkmış durumda. Daha da ötesi, rom, votka ve cin gibi sert içkiler, %95’e kadar alkol içerebiliyor. Bu, Slingerland’a göre, koekanı çiğnemekten kokaini burna çekmeye geçmek gibidir: Vücut bu yoğun alkolü metabolize edememekte.
İçme biçimiz de sosyal olmaktan uzaklaştı. ABD’de gençler artık daha az içiyor gibi görünse de yalnız içenlerin oranı 1970’lerden bu yana artış gösterdi. 2022 yılında yayımlanan bir araştırma, 19-20 yaşındaki erkeklerin %25’inin ve kadınların %20’sinin yalnız içki içtiğini ortaya koydu. Bu da, akıl sağlığı sorunlarının yükseldiği bir döneme denk geliyor.
‘Rahatlama İçicileri’ ve ‘Ödül İçicileri’: Hangisisiniz?
Stanford Üniversitesi’nden Keith Humphreys, insanların neden içtiğini anlamanın, içkiyle sağlıklı bir ilişki kurmanın ilk adımı olduğunu söylüyor. Pandemi döneminde yapılan bir inceleme, dünya genelinde içki tüketiminin azaldığını ancak bunun yalnızca %25’lik bir kesim sayesinde olduğunu ortaya koydu. Kalanların yarısı alışkanlıklarını değiştirmezken, geriye kalanı daha fazla içmeye başladı.
Humphreys’e göre bu farklılık içicilerin amacına dayanıyor: stresten kurtulmak için içen “rahatlama içicileri” alkol bağımlılığına daha yatkınken; arkadaşlarla kutlama için içen “ödül içicileri” açısından risk daha düşük.
Ayık Ekim’den Sonra Ne Olmalı?
“Dry January” (Kuru Ocak) ve “Sober October” gibi kampanyalar, içkinin hayatımızdaki yerini sorgulamak için iyi bir başlangıç sunuyor. Ancak uzun süreli değişim için zihniyetin de değişmesi gerekiyor. 2018’de yayımlanan Ruby Warrington’un “Sober Curious” (Ayıklığa Meraklı) kitabıyla başlayan hareket, tamamen bırakmaktan ziyade daha bilinçli içmeyi teşvik ediyor.
Antik çağların ölçülü ve sosyal içki kültüründen ilhamla, belki de modern toplumda alkolle olan ilişkimizi yeniden tanımlamanın vakti gelmiştir. Belki bir “simposiarh” edasında arkadaşlarımızdan biri, sınırları korumamıza yardımcı olur. Ya da sadece neden içtiğimizi hatırlamak bize yön verir: Kaçmak için mi, kutlamak için mi? Çünkü sorunun cevabı, alkolle olan geleceğimizin rotasını belirleyebilir.




























