Ana Sayfa Doğa&Çevre Hayvanlar Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) ve Diğer Önemli Kene Kaynaklı Hastalıklar

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) ve Diğer Önemli Kene Kaynaklı Hastalıklar

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) ve Diğer Önemli Kene Kaynaklı Hastalıklar

Keneler, örümceklerle akraba olan küçük eklembacaklı parazitlerdir. Hayatta kalabilmek için memeliler, kuşlar ve sürüngenler dâhil pek çok canlının kanını emerler. Bu nedenle, keneler insan ve hayvan hastalıklarının bulaşmasında rol oynayan en önemli vektörler arasında yer alır; birçok bakteri, virüs ve parazit kökenli hastalığı taşıyıp bulaştırabilirler.[1] Dünya genelinde yaygın olarak bulunurlar ve özellikle ilkbahar ve yaz aylarında daha aktiftirler. Kene ısırıkları çoğu zaman fark edilmeyebilir veya zararsız kalabilir; ancak bazı keneler, ısırıklarıyla tehlikeli hastalıklar bulaştırabilir. Bu makalede, kenelerin taşıdığı önemli hastalıklardan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) başta olmak üzere diğer kene kaynaklı hastalıklar ve bunlardan korunma yöntemleri ele alınmıştır.

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA)

Hastalığın Tanımı

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), Nairovirüs grubundan bir virüsün neden olduğu, ağır seyirli ve kanamalı ateş tablosuyla karakterize bir enfeksiyon hastalığıdır.[2] Bu virüs, keneler aracılığıyla insanlara bulaşır ve ani başlangıçlı, ciddi bir hastalığa yol açabilir.[3] KKKA, dünyanın çeşitli bölgelerinde (Afrika, Balkanlar, Orta Doğu ve Asya’nın bazı kesimleri) endemik olarak görülmektedir; ülkemizde de özellikle kırsal alanlarda vakalar bildirilmektedir. Viral bir kanamalı ateş olan hastalığın ciddiyeti yüksektir ve ölüm oranı %40’lara kadar ulaşabilmektedir.[2] Ne yazık ki günümüzde hastalığa karşı geliştirilmiş güvenilir bir aşı veya kesin bir tedavi bulunmamaktadır.[2]

Bulaşma Yolları

KKKA virüsü öncelikle kenelerin ısırmasıyla insanlara bulaşır. Özellikle Hyalomma cinsi sert keneler, virüsün başlıca taşıyıcısıdır.[2] Kene, enfekte bir hayvandan (örneğin sığır, koyun gibi çiftlik hayvanları) kan emerken virüsü alır ve daha sonra bir insanı ısırdığında virüsü aktarır. Bunun yanı sıra enfekte hayvanların kanı veya dokularıyla temas da bir diğer bulaşma yoludur; bu durum özellikle hayvan kesimi yapanlar, veterinerler veya çiftçiler için risk oluşturur.[2] KKKA insandan insana da bulaşabilir: Hasta kişinin kanı, vücut sıvıları veya organlarıyla yakın temas eden kişiler (bakım veren sağlık personeli, aile bireyleri) virüsü alabilir.[2] Sterilize edilmemiş tıbbi malzemeler veya iğnelerle temas da hastane kaynaklı bulaşmalara yol açabileceğinden, sağlık kuruluşlarında özel önlemler alınması gereklidir.[2]

Belirtiler

KKKA enfeksiyonunun kuluçka süresi, virüsün alınma yoluna göre değişir. Kene ısırığıyla virüs alındığında genellikle 1-3 gün içinde belirtiler başlar (en geç ~9 gün); enfekte kan veya doku temasıyla bulaşmada ise kuluçka süresi 5-6 gün olup en fazla ~13 güne kadar uzayabilir.[2] Hastalık belirtileri aniden ortaya çıkar. İlk belirtiler arasında yüksek ateş, şiddetli baş ve kas ağrıları, ense ve sırt ağrısı, aşırı halsizlik ve ışığa duyarlılık sayılabilir.[2][3] Birçok hastada bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı ve boğaz ağrısı gibi bulgular da erken dönemde görülebilir.[2] Sonraki birkaç gün içinde hastanın durumu kötüleşebilir: Yüksek ateşe ek olarak yüz ve gözlerde kızarıklık, gövdede ve damakta kırmızı döküntüler ortaya çıkabilir.[3] Enfeksiyon ilerledikçe kanama bozuklukları belirginleşir; vücutta küçük noktasal kanamalar (peteşiler), deri altında morluklar (ekimozlar) oluşabilir; burun kanaması, dışkıda ve idrarda kan gibi kanamalar meydana gelebilir.[2][3] Ayrıca karaciğer büyümesi, lenf bezlerinde şişme ve kalp atım hızında artış gibi bulgular saptanabilir.[2] Hastalığın ağır seyrettiği olgularda, genellikle 5. günden sonra böbrek yetmezliği, ani karaciğer yetmezliği veya solunum yetmezliği gelişebilir.[2] KKKA ciddi bir tabloya dönüşebilir; ne yazık ki hastanede yatan KKKA hastalarının yaklaşık %30-50’si yaşamını yitirebilir.[2][3] İyileşebilen hastalarda ise genellikle hastalığın 9-10. gününden itibaren toparlanma görülür.[2]

Tanı ve Tedavi

KKKA şüphesi olan bir hastada tanı, özel laboratuvar testleriyle konur. Erken dönemde kanda virüsün genetik materyalini saptamaya yönelik RT-PCR testi en güvenilir yöntemlerden biridir.[2] Ayrıca hastanın kanında virüse karşı gelişen antikorların gösterilmesi (ELISA testi) veya virüsün kültürde üretilmesi de tanıda kullanılabilir.[2] Ancak hastalığın ilk günlerinde ya da çok şiddetli seyrettiği durumlarda, bağışıklık yanıtı henüz oluşmadığından antikor testleri negatif çıkabilir; bu durumda PCR veya antijen tespitine başvurulur.[2] KKKA tanısı konulan hastalar, mümkünse tam donanımlı enfeksiyon merkezlerinde ve izole edilmiş koşullarda tedavi edilmelidir.

Hastalığın özel bir antiviral tedavisi bulunmamaktadır.[3] Tedavinin esası, destekleyici bakım yaparak hastayı hayatta tutmaya ve organ fonksiyonlarını korumaya dayanır.[3] Yoğun sıvı desteği, kanama varsa kan ürünlerinin verilmesi, oksijen desteği, gerekirse diyaliz ve mekanik ventilasyon gibi yoğun bakım tedbirleri uygulanır. Antiviral bir ilaç olan ribavirin, KKKA tedavisinde bazı hastalara deneysel olarak verilmiştir; ancak etkisi net olmadığı için rutin kullanımı önerilmez.[2] Erken dönemde ribavirin alan bazı hastalarda iyileşmeye katkı sağladığı bildirilse de bu ilacın faydasını tam olarak kanıtlayan yeterli klinik çalışma yoktur.[2] Bu nedenle KKKA’da esas olan, hastayı yoğun destek tedavisiyle hayatta tutmak ve vücudun virüsü yenmesini beklemektir.

Korunma Yolları

KKKA’dan korunmanın en etkili yolu, kenelerden ve virüsten uzak durmaktır. Hastalığa karşı henüz yaygın bir aşı olmadığı için alınacak kişisel ve çevresel önlemler büyük önem taşır.[2] Riskli bölgelerde (çalı, otluk alanlar ve hayvan barınakları çevresi) bulunan kişiler şu tedbirleri almalıdır:

  • Kene ısırıklarını önlemek: Özellikle kenelerin yoğun olduğu kırsal alanlara girerken koruyucu giyim tercih edilmelidir. Uzun kollu giysiler ve uzun paçalı pantolonlar giyilmeli, pantolon paçaları çorapların içine konularak açık ten bölgeleri en aza indirilmelidir.[2] Açık renkli kıyafetler giymek, üzerinize tırmanan keneleri daha kolay fark etmenizi sağlar.[2] DEET gibi maddeler içeren böcek kovucu (repellent) ürünler cilde ve giysilere uygulanarak kenelerin yaklaşması engellenebilir.[2] Ayrıca kamp veya piknik alanlarında çimenlik ve çalılık yerine mümkünse daha açık alanlar tercih edilmelidir.
  • Hayvan temasında dikkat: KKKA virüsü taşıyan keneler çoğunlukla çiftlik hayvanlarının üzerinde bulunduğundan hayvanlarla uğraşanlar dikkatli olmalıdır. Kurban kesimi veya hayvan barınaklarında çalışma gibi durumlarda eldiven, önlük, çizme gibi koruyucu ekipman giyilmeli; enfekte olma ihtimali olan hayvanların kanı veya dokularıyla çıplak elle temas edilmemelidir.[2] Veterinerler ve kasaplar, hayvanları kenelerden arındırmak için düzenli olarak ilaçlamalı ve kesim öncesi hayvanların karantina altında tutulması gibi önlemler almalıdır.[2]
  • Hasta kişilerle temas: KKKA şüphesi veya tanısı olan hastalarla yakın temastan kaçınılmalıdır. Özellikle hastanın kanı ve vücut sıvılarıyla temas riski varsa eldiven, maske, gözlük gibi koruyucu ekipman kullanılmalıdır.[2] Hasta bakımı sonrasında eller mutlaka iyice yıkanmalıdır.[2] Sağlık kuruluşlarında KKKA hastaları, diğer hastalardan izole edilmeli ve standart enfeksiyon kontrol önlemleri (el hijyeni, tek kullanımlık malzeme, alet sterilizasyonu vb.) eksiksiz uygulanmalıdır.

KKKA’dan korunmak için toplumda farkındalık oluşturulması önemlidir. Kenelerin ve KKKA’nın yaygın olduğu bölgelerde yaşayanların, kene ısırığı durumunda ne yapmaları gerektiğini ve hangi belirtilerde sağlık kuruluşuna başvurmaları gerektiğini bilmeleri, erken tanı ve tedavi şansını artıracaktır.

Diğer Kene Kaynaklı Hastalıklar

Keneler yalnızca KKKA’ya neden olan virüsü değil, başka birçok hastalığın etkenini de taşıyabilir. Aşağıda, ülkemizde ve dünyada önem taşıyan diğer bazı kene kaynaklı hastalıklar kısaca açıklanmaktadır:

Lyme Hastalığı

Lyme borreliyozu olarak da bilinen Lyme hastalığı, Borrelia burgdorferi başta olmak üzere bazı Borrelia bakteri türlerinin neden olduğu, kenelerle bulaşan bir enfeksiyondur.[4] Enfekte kenelerin (özellikle Ixodes cinsi, “geyik kenesi” olarak da bilinen türlerin) insanı ısırmasıyla bakteri vücuda girer.[4] Lyme hastalığı, ilk olarak 1970’lerde ABD’nin Lyme kasabasında tanımlandığı için bu isimle anılır.

Hastalığın erken dönem belirtileri genellikle ısırık sonrası 3-30 gün içinde ortaya çıkar. En tipik belirti, kene ısırığının olduğu yerde gelişen ve merkezi açılıp genişleyen kırmızı döküntüdür (erythema migrans); halk arasında “hedef tahtası” veya “boğa gözü” görünümüne benzetilir. Bu döküntü her hastada görülmese de Lyme hastalarının büyük bölümünde ortaya çıkar ve genellikle ağrısızdır.[5] Erken Lyme enfeksiyonu sırasında grip benzeri belirtiler de yaygındır: ateş, üşüme-titreme, baş ağrısı, aşırı yorgunluk, kas ve eklem ağrıları ve lenf bezlerinde şişme sık görülen şikâyetlerdir.[5] Hastalık bu erken evrede tanınıp tedavi edilmezse haftalar ya da aylar içinde bakteriler vücuda yayılabilir ve daha ciddi sorunlar ortaya çıkabilir. Tedavisiz kalan Lyme hastalarında ilerleyen dönemde eklem iltihapları (artrit, özellikle dizlerde şişlik ve ağrı), sinir sistemi tutulumları (yüz felci, menenjit, el-ayak uyuşmaları) ve nadiren kalp ritmi bozuklukları gelişebilir.[6][7]

Lyme hastalığının tanısı, klinik bulgular (özellikle karakteristik cilt döküntüsü) ve laboratuvar testleri ile konur. Kandaki Borrelia antikorlarını saptayan serolojik testler yaygın olarak kullanılır. Erken evrede testler negatif çıkabileceğinden, şüpheli durumlarda doktor gerekirse tedaviye başlayıp testleri daha sonra tekrarlayabilir. Lyme, uygun şekilde antibiyotiklerle tedavi edilebilen bir hastalıktır. Doksisiklin, amoksisilin veya sefuroksim gibi antibiyotikler genellikle 2-4 haftalık kürler hâlinde verilir. Özellikle hastalığın erken döneminde uygun antibiyotik tedavisi alan hastalar genellikle hızla ve tamamen iyileşir.[5] İlerlemiş Lyme vakalarında da antibiyotik tedavisi uygulanır; sinir sistemi tutulumlarında damar yoluyla antibiyotik gerekebilir. Tedavi sonrası bazı hastalarda uzun süren yorgunluk, ağrı gibi yakınmalar kalabilse de çoğu vakada prognoz iyidir. Lyme hastalığından korunmak için kenelere karşı alınacak önlemler (aşağıda “Kenelerden Korunma” bölümünde anlatıldığı gibi) esastır. Ayrıca evcil hayvanların Lyme’a karşı aşılanması (yurt dışında köpekler için aşılar mevcuttur) ve düzenli kene kontrolü yapılması önerilir.

Ehrlichiosis

Ehrlichiosis, Ehrlichia adı verilen bakterilerin yol açtığı bir diğer kene kaynaklı enfeksiyon hastalığıdır. Başlıca etkenler Ehrlichia chaffeensis ve benzeri türlerdir; özellikle Amblyomma americanum (Lone Star; “yalnız yıldız” kenesi) gibi kenelerle bulaşır. Bu hastalık daha çok ABD’nin güney ve orta kesimlerinde yaygın olmakla birlikte dünya genelinde farklı Ehrlichia türlerine bağlı enfeksiyonlar görülebilir.

Ehrlichiosis’te kene ısırığını takiben 1-2 hafta içinde hastalık belirtileri ortaya çıkar.[8] Yüksek ateş, titreme, şiddetli baş ağrısı ve kas ağrıları en sık görülen şikâyetlerdir.[8] Birçok hastada bulantı, kusma, ishal ve iştahsızlık da tabloya eşlik edebilir.[8] Bazı vakalarda, özellikle çocuklarda, cilt döküntüleri meydana gelebilir; ancak yetişkinlerde döküntü daha nadirdir.[8] Kene ısırığı genellikle ağrısız olduğu için pek çok hasta bu şikâyetlerin kene temasından kaynaklandığını hemen fark edemeyebilir. Erken dönemde belirtiler gripten ayırt edilemeyebilir. Enfeksiyon zamanında tedavi edilmezse Ehrlichiosis ağır bir hâl alabilir: Merkezî sinir sistemi iltihabı (beyin zarlarında enfeksiyon), solunum yetmezliği, kanama bozuklukları veya organ yetmezlikleri gelişebilir.[8] Özellikle ileri yaşlı, çok genç (<5 yaş) veya bağışıklığı zayıf (ör. HIV enfeksiyonu olan, kanser tedavisi alan) kişilerde tedavinin gecikmesi durumunda hastalık hayatı tehdit edebilir.[8]

Ehrlichiosis’in tanısı için genellikle kan testleri yapılır. Kanda düşük beyaz küre ve trombosit sayıları, karaciğer enzim yüksekliği gibi bulgular hekimde şüphe uyandırır.[9] Kesin tanı, özel kan testleriyle (PCR ile bakteri DNA’sı saptanması veya antikor testleri) konur. Bu hastalığın sevindirici yönü, erken tanı konulduğunda kolaylıkla antibiyotikle tedavi edilebilmesidir. Hem yetişkinlerde hem de çocuklarda ilk tercih edilen ilaç doksisiklin adlı antibiyotiktir.[10][11] Doksisiklinin enfeksiyonun başlangıcında verilmesi, hastalığın hızla düzelmesini sağlar ve ölüm veya ciddi komplikasyon riskini büyük ölçüde azaltır.[10] Genellikle 7-10 günlük bir antibiyotik tedavisi yeterli olur. Hasta hamileyse veya doksisiklin kullanamıyorsa alternatif antibiyotikler (ör. rifampin) düşünülebilir. Tedaviye çoğunlukla ilk 2-3 gün içinde yanıt alınır; ateş düşer, genel durum düzelir. Erken tedavi edilen Ehrlichiosis hastaları tamamen iyileşir.

Anaplazmoz (Anaplasmosis)

Anaplazmoz, Ehrlichiosis’e klinik olarak benzeyen bir başka kene kaynaklı bakteri enfeksiyonudur. Etkeni, Anaplasma phagocytophilum adı verilen bakteridir.[11] Bu bakteri de kenelerle, özellikle Ixodes cinsi kenelerle bulaşır; örneğin Ixodes scapularis (geyik kenesi) ve Ixodes pacificus (Batı kıyısı kenesi) anaplazmoz bulaştırabilir.[11] Kuzey Amerika ve Avrupa’da daha sık görülen anaplazmoz, ülkemizde de Ixodes kenelerinin bulunduğu ormanlık bölgelerde ortaya çıkabilir.

Anaplazmoz belirtileri genellikle kene ısırığından 5-14 gün sonra başlar.[9] Birçok vaka hafif veya orta şiddette seyreder. En sık görülen bulgular yüksek ateş, baş ağrısı ve genel halsizlik (malaise) hissidir.[9] Ayrıca titreme, kas ağrıları, bazen bulantı, kusma veya ishal gibi belirtiler olabilir.[11] Bu yönüyle anaplazmoz da bir bakıma “kene kaynaklı grip” gibi kendini gösterir. Döküntü ise anaplazmozda nadiren görülür; bir anaplazmoz hastasında cilt döküntüleri varsa bu durum eşzamanlı başka bir enfeksiyona (örneğin Lyme hastalığı gibi) işaret edebilir.[9] Bağışıklık sistemi normal olan ve tedavisi gecikmeyen hastaların çoğunda anaplazmoz ciddi tablolara yol açmadan atlatılır. Ancak tıpkı Ehrlichiosis’te olduğu gibi, tedavinin geciktiği durumlarda solunum yetmezliği, böbrek yetmezliği, yaygın pıhtılaşma bozuklukları gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir.[9] Özellikle 65 yaş üstü, çok genç çocuklar veya bağışıklığı baskılanmış kişiler risk altındadır.[9]

Anaplazmoz tanısı kan testleriyle konur. Klinik şüphe varsa, kene teması öyküsü bulunan ve açıklanamayan ateş, baş ağrısı gibi şikâyetleri olan kişilerde PCR testi yapılarak Anaplasma DNA’sı aranabilir. Tanı bazen Ehrlichiosis ile karışabildiğinden hekimler her iki durumu birlikte ele alabilir. Tedavisi, Ehrlichiosis’te olduğu gibi doksisiklin antibiyotiği ile yapılır.[11] Doksisiklin, anaplazmozlu hastalarda da tüm yaş gruplarında güvenle kullanılabilen ve tercih edilen ilaçtır.[11] Yaklaşık 10 günlük tedaviyle hastalar genellikle tamamen iyileşir. Hamilelerde doksisiklin uygun olmayabileceğinden farklı tedavi seçenekleri değerlendirilebilir. Erken tedavi edilen anaplazmoz vakalarının prognozu oldukça iyidir; çoğu hasta birkaç gün içinde belirgin düzelme gösterir.

Babesiosis

Babesiosis (babezyoz), kenelerin bulaştırdığı bir parazit kaynaklı hastalıktır. Etkeni, Babesia cinsi tek hücreli (protozoon) parazitlerdir. Bu parazitler kırmızı kan hücrelerine yerleşip o hücreleri enfekte eder. Babesia microti, insanlarda en sık hastalığa yol açan türdür.[12] Babesiosis de genellikle Ixodes cinsi (geyik kenesi gibi) kenelerin ısırmasıyla bulaşır.[12] Dolayısıyla Lyme hastalığı ve anaplazmoz ile aynı bölgelerde ortaya çıkabilir; hatta bu hastalıkların bazıları aynı anda (koinfeksiyon) görülebilir. Daha nadir olarak kan nakliyle veya gebelikte anneden bebeğe geçişle de bulaşabilir.[12]

Babesia parazitleri kana geçtikten sonraki kuluçka süresi değişkendir; genelde 1-4 hafta içinde belirtiler görülmeye başlar, ancak bazı kişilerde parazit aylarca belirti vermeden vücutta kalabilir.[12] Babesiosis’in seyri kişiden kişiye büyük farklılık gösterebilir. Birçok kişide hiçbir belirti görülmez veya hastalık çok hafif atlatılır.[12] Belirti verenlerde ise tablo sıklıkla grip benzeri bulgularla başlar: Yüksek ateş, titreme, terleme, baş ağrısı, kas-eklem ağrıları, iştahsızlık ve şiddetli halsizlik/yorgunluk en sık görülen şikâyetlerdir.[12] Öksürük veya boğaz ağrısı genelde olmaz, çünkü bu bir solunum yolu hastalığı değildir; belirtilerin çoğu vücuttaki enfeksiyona ve kansızlığa bağlıdır. Babesia parazitleri kırmızı kan hücrelerini tahrip ettiği için hemolitik anemi denilen kansızlık gelişebilir.[12] Bu durum hastada solukluk, çabuk yorulma, çarpıntı ve nefes darlığı gibi bulgularla kendini gösterebilir. Bağışıklık sistemi güçlü olan ve dalağı yerinde kişiler genellikle babesiosis’i hafif atlatır. Ancak dalağı alınmış (splenektomili) hastalar, ileri yaşlılar (özellikle >50 yaş) veya kanser, HIV gibi ek problemleri nedeniyle bağışıklığı zayıf olan kişilerde babesiosis ağır ve hayatı tehdit edici seyredebilir.[12] Bu risk gruplarında babesiosis; düşük tansiyon, yaygın kan pıhtılaşması bozukluğu, çoklu organ yetmezliği ve ölümle sonuçlanabilen ciddi bir tabloya dönüşebilir.[13]

Babesiosis tanısı, kan yaymasının mikroskopta incelenmesiyle konabilir: Kan örneğinde kırmızı kan hücrelerinin içinde Babesia parazitlerinin varlığı gösterilir. Ayrıca PCR testleri veya serolojik testler de tanıda kullanılabilir. Tedavi gerekip gerekmediği hastanın belirtilerine ve bağışıklık durumuna bağlıdır. Belirtisiz hastalarda çoğunlukla tedavi verilmeden takip yapılabilir.[14] Belirti gösteren veya risk grubunda olan babesiosis hastaları ise antiparaziter ilaç kombinasyonlarıyla tedavi edilir. Genellikle atovakon + azitromisin kombinasyonu 7-10 gün süreyle ağızdan verilir ve bu tedavi çoğu vakada etkilidir.[15] Ağır olgularda ise hastanede damardan kinin + klindamisin gibi farklı ilaç kombinasyonları kullanılabilir. Aneminin ciddi olduğu durumlarda kan transfüzyonu gerekebilir. Uygun tedaviyle babesiosis hastalarının çoğu iyileşir; ancak bağışıklığı çok zayıf olan kişilerde paraziti temizlemek zor olabileceğinden, daha uzun tedavi gerekebilir veya nadiren tekrarlar görülebilir. Babesiosis’ten korunmanın temel yolu da kene ısırıklarını önlemektir; çünkü henüz insanlar için geliştirilmiş bir aşı yoktur.

Kenelerden Korunma Yolları

Kene kaynaklı hastalıklardan korunmanın en etkili yolu, kenelerin ısırmasını önlemektir. Doğada veya ev çevresinde kenelere maruz kalma ihtimalini azaltmak için aşağıdaki önlemler alınmalıdır:

Doğa Yürüyüşlerinde Alınacak Önlemler

Doğa yürüyüşü, kamp, piknik ya da tarla, orman gibi arazilere gidişlerde kenelere karşı hazırlıklı olmak gerekir. Öncelikle kenelerin yoğun olabileceği yüksek otlar, çalılıklar ve yaprak yığınlarından uzak durulmalıdır; yürüyüşlerde mümkün olduğunca patikaların ortasından ilerlenmelidir.[16] Açık arazide bulunurken uzun pantolon ve uzun kollu gömlek giyilmeli, pantolon paçaları çorap içine sokularak açık ten bırakılmamalıdır.[2] Ayakkabı olarak açık sandalet yerine kapalı ayakkabı tercih edilmelidir. Açık renkli kıyafetler, üzerinize çıkan kenelerin görülmesini kolaylaştırır.[2] Kenelerin uzak durması için böcek kovucular (repellent) kullanılabilir: %20 veya daha yüksek DEET, picaridin, IR3535 gibi maddeler içeren kovucular cilde uygulanabilir; ayrıca kıyafet ve ekipmanlar önceden %0,5 permetrin içeren spreylerle işlenebilir.[16] (Permetrinle işlem görmüş giysiler yıkamaya da dayanıklıdır.) Bu kimyasalları kullanırken ürün talimatlarına uyulmalı; çocuklara kovucu sürerken ellerine, göz ve ağız çevresine temas ettirilmemelidir.[16] Ormanlık alanlarda şapka takmak ve mümkünse boyun bölgesini de örtmek faydalı olacaktır.[5] Açık alandan eve dönüldüğünde giysiler yüksek sıcaklıkta yıkanmalı veya kurutma makinesinde en sıcak ayarda en az 10 dakika kurutularak üzerlerindeki keneler öldürülmelidir.[16] Eve girdikten sonra vücut kontrolü yapmak da çok önemlidir: Ayna yardımıyla koltuk altları, kulak çevresi, boyun, saç dipleri, bel bölgesi, kasıklar ve diz arkaları dâhil tüm vücut kene açısından dikkatlice kontrol edilmelidir.[16] Unutmayın, kene ısırığı ilk anda acı vermediği için fark edilmeyebilir; bu nedenle açık havada zaman geçiren herkes, aynı gün içinde mutlaka kendi bedenini ve çocuklarının bedenini incelemelidir.

Kene Kontrolü ve Çıkarılması

Açık alandan dönüşte yapılacak vücut kontrolünde veya herhangi bir zamanda cilde yapışmış bir kene görülürse panik yapmadan ve doğru yöntemle keneyi çıkarmak önemlidir. Kenenin virüs veya bakteri bulaştırma riski, deride kalma süresi uzadıkça artar; bu nedenle keneyi mümkün olan en kısa sürede çıkarmak gerekir. Ancak bilinçsizce yapılan yanlış çıkarma girişimleri (örneğin sigara basmak, kolonya dökmek veya çıplak elle çekip koparmak) kenenin daha fazla salgı üretmesine ve mikrop bulaştırma riskinin artmasına yol açabilir. Doğru kene çıkarma yöntemi aşağıdaki gibidir:

Şekil: Kenenin doğru çıkarılma yöntemi: İnce uçlu bir cımbızla kene, vücuda tutunduğu yerden mümkün olduğunca deriye yakın bir noktadan kavranır. Ardından yavaşça ve sabit bir kuvvetle yukarı doğru çekilir. Bu esnada keneyi bükmemeye veya ani hareketlerle çekiştirmemeye dikkat edilmelidir; amaç, kenenin baş kısmındaki ağız parçalarını da koparmadan çıkarmaktır.[5] Kene çıkarıldıktan sonra, ısırık bölgesi ve eller su ve sabunla veya tercihen alkollü bir dezenfektanla iyice temizlenmelidir.[5] Çıkarılan kene ezilmeden, parçalanmadan bir kavanoz veya poşet içine konulup ağzı kapatılabilir; gerektiğinde tür tayini veya laboratuvar incelemesi için sağlık kuruluşuna götürülebilir. Kenenin çıplak elle ezilmesi veya patlatılması, içerdiği patojenlerin derideki çatlaklardan girmesine sebep olabileceğinden kesinlikle yapılmamalıdır.[5] Kenenin bir kısmı (ağız parçaları) deride kalırsa, bunları çıkarmak için derin kazıma yapılmamalı, bölge temiz tutulmalıdır; vücut genellikle bu parçaları bir süre sonra kendiliğinden atar. Ancak enfeksiyon belirtisi görülürse doktora başvurulmalıdır. Kene ısırığından sonraki günlerde ateş, döküntü, baş ağrısı, yorgunluk gibi herhangi bir hastalık belirtisi gelişirse, vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalı ve doktora kene teması olduğu bilgisi verilmelidir.[8]

Evcil Hayvanların Korunması

Evcil kediler ve özellikle köpekler, dışarıda dolaşırken üzerlerine kene toplayabilir ve bu keneleri eve taşıyabilir. Bu yüzden evcil hayvan sahiplerinin de dikkatli olması gerekir. Köpeklerinizi veya kedilerinizi dış mekândan döndüklerinde mutlaka kene açısından kontrol edin: Tüylerine parmaklarınızla hafifçe bastırarak küçük kabarıklıklar olup olmadığına bakın, kulak içi ve çevresi, boyun altı, koltuk altları, bacak araları ve kuyruk dibi dâhil her bölgeyi gözden geçirin.[17] Keneler özellikle köpeklerin boyun (tasma altı) bölgesine, kulak çevresine ve bacak aralarına gizlenmeyi sever.[5] Kene bulursanız, yukarıda anlatılan doğru çıkarma yöntemini (cımbızla, deriye yakın tutarak çekme) aynı şekilde evcil hayvan üzerinde de uygulayın; çıplak elle dokunmamaya özen gösterin. Evcil hayvanlar için veteriner hekimlerin önereceği çeşitli kene önleyici ürünler mevcuttur. Bunlar arasında kene tasması, enseye uygulanan damlalar (spot-on ilaçlar), kene kovucu spreyler veya tozlar bulunur.[16] Bu ürünleri düzenli ve doğru şekilde kullanmak, hayvanınıza kene tutunma riskini büyük ölçüde azaltacaktır. Özellikle ilkbahardan sonbahara kadar olan dönemde bu koruyucu uygulamaları aksatmamak önemlidir. Ayrıca evinizin bahçesi varsa, çimenleri kısa tutmak, yaprak yığınlarını temizlemek ve kenelerin yoğun olabileceği alanlara haşere ilaçlaması yaptırmak da hem evcil hayvanlarınızı hem ailenizi korumaya yardımcı olur.[18]

Sonuç

Keneler, küçük boyutlarına rağmen taşıdıkları hastalık etkenleriyle insan sağlığı için büyük tehdit oluşturabilen canlılardır. KKKA, Lyme, Ehrlichiosis, Anaplazmoz ve Babesiosis gibi hastalıklar kene ısırıklarıyla bulaşabilir ve bazıları hayatı tehdit edecek düzeyde ağır seyredebilir. Bu nedenle bilinçli davranmak ve korunma önlemlerini almak esastır. Riskli bölgelerde uygun giyinmek, cilt ve giysi kontrolü yapmak, evcil hayvanlarımızı korumak ve keneyi doğru şekilde uzaklaştırmayı bilmek, bu hastalıklarla mücadelede en güçlü silahlarımızdır.

Bir kene tarafından ısırıldıysanız veya kırsal alanda bulunduktan sonra yukarıda bahsedilen belirtilerden herhangi birini fark ederseniz, vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurun. Doktorunuza kene temasınızı veya açık alanda bulunma öykünüzü mutlaka belirtin. Erken tanı ve uygun tedavi ile kene kaynaklı hastalıkların çoğu başarılı şekilde iyileştirilebilir. Unutulmamalıdır ki bu hastalıklardan korunmak kişisel farkındalık ve tedbirlerle başlar; kendi sağlığımız ve sevdiklerimizin sağlığı için kene konusunda bilinçli olmak hepimizin sorumluluğudur.

Kaynaklar

KKKA ve diğer kene kaynaklı hastalıklarla ilgili bilgiler Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) gibi güncel ve güvenilir kaynakların yayımlarından derlenmiştir. Bu kaynaklarda yer alan bulgular halk diline uygun şekilde sadeleştirilmiş ve önemli kısımlar vurgulanmıştır. Kene korunma yöntemleri konusunda FDA ve CDC tarafından halka yönelik hazırlanan rehberlerden yararlanılmıştır. Bu makaledeki bilgilerin güncel bilimsel verilere dayanmasına özen gösterilmiştir; ayrıntılar için gerektiğinde ilgili sağlık kuruluşlarının yayımlarına başvurulması tavsiye edilir.

  1. Kene – Vikipedi
  2. Dünya Sağlık Örgütü (WHO): Crimean-Congo haemorrhagic fever – Bilgi notu
  3. CDC: About Crimean-Congo Hemorrhagic Fever
  4. Medical Park: Lyme hastalığı
  5. FDA: Ticks and Lyme Disease – Symptoms, Treatment, and Prevention
  6. Liv Hospital: Lyme hastalığı
  7. Medicana: Lyme hastalığı nedir? Belirtileri ve tedavisi
  8. CDC: Symptoms of Ehrlichiosis
  9. CDC: Clinical Signs and Symptoms of Anaplasmosis
  10. CDC: Treatment of Ehrlichiosis
  11. CDC: About Anaplasmosis
  12. CDC: About Babesiosis
  13. CDC: Symptoms of Babesiosis
  14. Business Insider: Babesiosis cases rising in the Northeast (2023)
  15. CDC: Clinical Overview of Babesiosis
  16. ABD Orman Servisi (USDA): Know Before You Go – Ticks
  17. CDC: Check Your Pets for Ticks (PDF)
  18. CDC: Preventing Tick Bites

İlgili Yazılar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.