Ana Sayfa Doğa&Çevre Çevre Kirliliği Hava Kirliliği ve Fosil Yakıtlar Üzerine

Hava Kirliliği ve Fosil Yakıtlar Üzerine

Meksiko’da hava kirliliğini önlemek için araba kullanımının yasaklanması – görsel 3
Meksico'ka Hava Kirliliğinin Etkisi...

FOSİL YAKITLAR YER ALTINDA BIRAKILMALIDIR

Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı’nın önerisiyle 1972 yılından itibaren 5 Haziran, dünyanın çevre sorunlarına dikkat çeken bir gün olarak tanımlanmıştır.

Türk Toraks Derneği adına açıklama yapan Dernek Başkanı Prof. Dr. Hasan Bayram, “İnsan sağlığının ve evrende yaşam şansı bulabildiğimiz tek yer olan dünyamızın geleceğinin tehdit altında olduğu bir dönemde Dünya Çevre Günü’nü önemsiyoruz.” dedi.

HAVA KİRLİLİĞİ ÖNEMLİ HASTALIK NEDENLERİ ARASINDA

Hava kirliliğinin en önemli kaynaklarının ısınma, trafik ve sanayi faaliyetleri nedeniyle atmosfere salınan zararlı toz ve gazlar olduğunu belirten Bayram, “Ozon, azot oksitleri, kükürt dioksit, karbon monoksit ve değişik çaptaki partikül maddeler (PM10 ve PM2,5) bu zararlı maddelerin başında gelir. Dünyada her 10 kişiden 9’u kirli hava solumaktadır. Bu sağlıksız havanın solunmasının solunum hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları, akciğer kanseri gibi hastalıklara yol açtığı, özellikle çocuklar, yaşlılar, yoksullar ve hastaların daha çok etkilendiği bilinmektedir. Özellikle 2,5 mikrondan küçük PM (PM2,5) başta KOAH ve astım gibi kronik solunum yolu hastalıkları ve kalp-damar hastalıkları nedenli hastaneye yatışlar, bu hastalıklara ve akciğer kanserine bağlı ölümler de dâhil tüm ölümler ile ilişkili bulunmuştur. Kömür, petrol ve diğer fosil yakıtların enerji üretiminde, endüstride ve evlerde ısınma amaçlı kullanımı, plansız kentleşmenin artırdığı trafik ve sağlıktan çok kazanç eksenli yürütülen kentsel dönüşüm, kentlerdeki hava kirliliğinin temel nedenleridir. Enerji, trafik ve kentsel dönüşüm konularında Sağlık Etki Değerlendirmesi yapılması mutlaka zorunlu olmalıdır. Hava kirliliğinin temel nedenlerinden biri olan enerji konusunda enerji arzı yerine talebi yöneten ve yönlendiren, dağıtımda enerji kaybını önleyen, enerji verimliliği ve tasarrufunu önceleyen, tümüyle yenilenebilir ve karbonsuz bir enerji sistemini planlayan ve toplumsal katılım ile yerel, yerinden yönetimi vurgulayan bir enerji politikasını hayata geçirmek yerinde olacaktır.” dedi.

Türkiye’deki hava kirliliğine Dünya Sağlık Örgütü ölçütleri açısından bakıldığında, 2018 yılında partikül madde bakımından Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği sınır değerleri aşmayan tek ilin Ardahan olduğunu belirten Bayram, “Hava kalitesi izleme istasyonları verilerine göre 2018 yılında Kahramanmaraş, Iğdır, Mersin ve Manisa’da kirlilik oranları oldukça yüksektir. Ancak hava kirliliğini yaratan temel kirleticilerden PM2.5, karbon monoksit, azot dioksit ve ozonun da 10 mikrondan küçük PM (PM10) ve kükürt dioksitle birlikte tüm ulusal istasyonlarda ölçülmesi sağlanmalıdır. Ayrıca Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, ilgili yönergesinde tanımladığı tüm kirleticiler ile ilgili sınır değerlerin tümünü Dünya Sağlık Örgütü referans değerlerine uygun biçimde revize etmelidir. Kömür, petrol ve doğal gaza dayalı enerji sistemleri hem halk sağlığını ciddi biçimde tehdit eden hava kirliliğine hem de dünyanın geleceğini tehdit eden iklim değişikliğine yol açmaktadır. Bu bağlamda iklim değişikliği ve hava kirliliği, enerji üretiminde fosil yakıt kullanımından kaynaklanan bir sorunun iki ‘farklı’ yüzüdür.” diye belirtti.

 

BUGÜN VESİLESİYLE BİR KEZ DAHA KAMUOYUNUN VE SİYASİ İKTİDARIN DİKKATİNİ İKLİM KRİZİNE ÇEKMEK İSTİYORUZ

guney-amerika-hava-kirliligi
Meksika

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün verilerine göre 2018 yılında küresel ortalama sıcaklığın sanayi devrimi öncesine göre 0,98°C arttığını söyleyen Bayram, şöyle devam etti:

 

“Türkiye’nin 2018’deki yıllık ortalama sıcaklığı 15,4°C’dir. 2017 yılında Türkiye’nin ortalama sıcaklığı ise 14,2°C olup yalnızca son bir yıl içinde 1,2°C artış gözlenmiştir. Bu artış düzeyi bile doğrudan insan sağlığı ve ekolojik denge üzerinde olumsuz etki yaratmaktadır. 2018 yılının ulusal ortalama sıcaklık seviyesi, 1980 – 2010 dönemi ortalamasına göre 1,9°C daha yüksektir. Bilindiği üzere küresel düzeyde yaşanan iklim krizinin en önemli sonucu aşırı hava olaylarının sayı ve sıklığının artmasıdır. 2018 yılında meteorolojik afetlerin sık olarak yaşandığı kentler Antalya, Balıkesir, Kahramanmaraş, Mersin, Ordu ve Şanlıurfa’dır. Özellikle Antalya başta olmak üzere Akdeniz’i etkisine alan tropik benzeri fırtına dikkat çekicidir. Ülkemizde geçen yıl meteorolojik kaynaklı doğal afetlerin ilk üç sırasında sel (%39), fırtına (%28) ve dolu (%16) yer almaktadır. Gerek ulusal gerekse küresel veriler, yaşadığımız tablonun bir iklim krizi olduğuna ve etkili önlemler alınmazsa bu krizin gezegenimizin geleceğini yok edeceğine işaret etmektedir. Bilim insanları 2030 yılına kadar atmosfere salınan karbon emisyonunun yarıya indirilmesinin yaşamın devamı için zorunlu olduğuna işaret etmektedir. İklim değişikliğine yol açan atmosferdeki CO2 miktarı, uygarlık tarihi boyunca 2000 yıl süreyle 270–285 ppm (milyonda bir partikül) arasındayken sanayi devriminden sonra hızla artmış; 1985 yılında 350 ppm iken 2012 yılında 400 ppm’i geçmiştir. 2 Haziran 2019 günü ölçülen küresel CO2 düzeyi 414,3 ppm’dir. Tam bir yıl önce aynı gün ölçülen değer ise 410,7 ppm’dir. Görüldüğü gibi emisyonlardaki artış hızı da artmaktadır. Geri dönülemez seviyeye yalnızca 12 yıl kaldığını söylemek yanlış olmayacaktır. Önlem alınmazsa bugün doğan çocuklar ortaokula geldiklerinde kaçışı olmayan felaketlerde geleceklerini kaybedecekler.”

GELECEĞE ZAMAN KALMAMIŞTIR!

Küresel iklim krizini Kuzey Kutbu’nda kutup ayısının başına gelecek felaketlerde aramak için çok geç kaldığımızın açık olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hasan Bayram, “İklim felaketleri artık her yerde. Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre Türkiye’nin sera gazı emisyonları 2016 yılında bir önceki yıla göre %4,4 oranında artarak 496 milyon ton CO2 eşdeğerine ulaşmıştır. 2017 yılında ulaşılan ulusal emisyon düzeyi ise 1990 yılına göre %140 düzeyindeki artışa karşılık gelmektedir. Gerek ulusal gerekse küresel düzeyde ulaşılan veriler, insan uygarlığının kelimenin tam anlamıyla kıyamete sürüklendiğine işaret etmektedir.” dedi.

TÜM BU KARAMSAR TABLOYA RAĞMEN UMUT DA MEVCUT

Özellikle son zamanlarda öğrencilerin Greta Thunberg’in öncülüğünde gerçekleştirdiği okul boykotlarının konuyu yakıcı bir gündem maddesi olarak dünya kamuoyunun dikkatine taşıdığını belirten Bayram, “Boykot eylemlerinin bir yansıması olarak yakın zaman önce Birleşik Krallık Parlamentosu’nun da çevre ve iklim değişikliği konusunda ‘acil durum’ ilan etmesi olumlu bir gelişmedir. Benzer biçimde Naomi Klein ve Bill McKibben başta olmak üzere dünya çapında pek çok aydın ve akademisyenin çağrısıyla 20 Eylül 2019’da yetişkinlerin de yetişkin gibi davranarak gençlerin grev çağrısına olumlu yanıt vermesi değerlidir. Türk Toraks Derneği olarak ‘başımızdaki belaları çözmeyi okul çocuklarına bırakmakta temel bir sorun var’ diyen insanlığın sesine kulak veriyoruz. Gezegenimizin dört bir yanında doğadan yana yeni bir dünya düzeni arayışlarının olmasını, fosil yakıtların yerini güneş ve rüzgâr gücünün almasını, yerel ekonomilerin güçlendirilerek istikrarlı hâle getirilmesini mutlulukla karşılıyor ve bu konuda üzerimize düşecek her türlü katkıyı vereceğimizi taahhüt ediyoruz.

Hayat nefesle başlar ama nefes alabilmek için sağlıklı bir dünyaya ve sağlıklı bir atmosfere ihtiyaç vardır. Dünya yoksa yaşam da yoktur. Fosil yakıtlar uğruna bu dünyada yaşamın yok olmasına izin vermeyelim.” diye sözlerini tamamladı.

Türk Toraks Derneği (TTD) Başkanı Prof. Dr. Hasan Bayram’ın “Dünya Çevre Günü” nedeniyle yaptığı açıklama

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.